BİR SON VE BİR BAŞLANGIÇ
Karanlıktı, her belirsizlik gibi. Ellerini uzattı; bir şeylere temas etmek, onlara dokunarak ilerleyebilmek için. Ama hiçbir şey ellerine karşılık vermedi. Hatırlamaya çalıştı, gözlerini son kez kapatmadan önce bir hastanede yatıyordu. Makinelerin ötüşleri, çevresindeki endişeli yüzler, annesinin ağlaması. Babasının gözlerindeki kabullenmeyişi hatırladı. Ağlarsa kabullenecekti; canından çok sevdiğini, kanından olanı kaybedeceğini… Onun boğazındaki düğümü yattığı yerden hissediyordu. Yutkunmaya çalışması, adem elmasının titreyişleri… Annesine ve babasına sevgiyle son bir kez baktığını hatırladı. Onlar bunu bilemese de.
Sonra çevresinin yavaş yavaş bulanıklaştığını hatırladı. Göğsüne oturan ağırlığı, soluk borusundaki yumruyu. Son duyduğu şey babasının boğuk çığlığıydı. Artık aklına dank etti öldüğü. Karanlığın içinde omuzları düşmüş bir halde çaresizlik içinde durdu bir süre. Hiç de ölüymüş gibi hissetmiyordu halbuki. Karanlığın içinden gelen çocuk sesleri onu düşüncelerden kurtardı. Bir topun yerde sekişini duydu, kısacık bacaklarına rağmen bütün gücüyle yerlere basarak koşan bir çocuk gördü. Yanında belirdi top, kırmızı-mavi renkli sert bir top. Çocuk da geldi sonra, eğilerek aldı topu. Kalktı, onun yüzüne baktı. Gülerek koştu gitti.
Yağmur sesleri duydu. Kaldırımlardaki çukurlarda biriken suda ‘şıp, şıp’ zıplayan bir çocuk gördü. Deminkiyle aynı çocuk fakat biraz daha büyümüş. Bir kadın sesi duydu ‘oğlum ayakların ıslanacak, yapmasana’. Çocuk dinlemiyor, zıplıyordu inadına. Kadının sesi ise çok tanıdıktı. Ama arkası dönüktü, göremiyordu yüzünü.
Bir sıcaklık kapladı içini. Parkın birinde buldu kendini. Karanlık yok olmuştu. Park sıcaktı, insanın içini ısıtıyordu. Yüzünde bir tebessüm belirmişti, farkında değildi. Sol omzundan sağ omzuna bir kol uzandı, başka bir kol da belini sardı. Önce soluna, sonra sağına baktı. Gözlerinden sicim gibi ince yaşlar süzülürken ‘baba, anne’ demeye çalıştı, diyemedi. Onlar gülüyordu, annesi gözünden öptü, babası başını okşadı.
Sonra yok oldu her şey, yine karanlık sardı etrafını. İlk seferkinden daha kötü hissediyordu şimdi. Gerçekten bitmişti her şey. Oturdu yere, dizlerinin arasına soktu kafasını. Ağladı. Ölümü cesaretle karşıladığı an çok geride kalmıştı artık. Özlem başlamıştı, imkansız başlamıştı. Her ne kadar sevdiklerini görmek istese de onların bu karanlığa düşmelerini istemiyordu. Böylece daha çok ağladı.
Tüyleri diken diken oldu bir anda. Oturduğu sert zemin farklı hissettirmeye başladı. Kafasını kaldırıp gözlerini açtı yavaşça. Yaşlarını sildi ancak çok fazla ışık vardı. Gözlerinin alışması zaman aldı. Önce hiç geçmeyecekmiş gibi duran, acı veren bir bulanıklık gördü. Son gördüğü huzurlu bulanık gibi değildi. Korku sardı içini. Sonra gözleri alıştı yavaş yavaş, güneşti karşısındaki. Altındaki zemin ise yemyeşil çimler.
Aynı parktaydı ancak bu sefer çevresinde hiç tanımadığı, sayılarını da tam olarak kestiremediği insanlar vardı. Her yaştan, her renkten. Büyük çoğunluğu küçük küçük gruplar oluşturmuştu, belli ki birbirlerini tanıyorlardı. Haberlerden hatırladığı polis şiddetinden ölen gençleri, savaşlarla yıkılmakta olan topraklarından daha iyi bir yaşama kaçmaya çalışırken ölen küçük çocukları gördü. Masum bir çıkarım yaptı, Cennet’te miyim ben, diye sordu kendi kendine. Fazla sürmedi, vazgeçti düşüncesinden. Çünkü insanlığa büyük zararları dokunmuş, milyonlarca insanı katletmiş katiller de oradaydı. Lakin onlar diğerlerinden farklıydı. Buradaki insanların ikiye ayrıldığını fark etti. Bir kısmı başlarını yere eğmiş, kendileri gibi yerdeki çimleri izleyen diğerleriyle grup oluşturmuş, birbirleriyle hiç konuşmuyorlar, diğerlerine ise hiç bakmıyorlardı. Öteki kısım ise yüzleri sürekli gülen, birbirleriyle oyunlar oynayan, birbirlerine hikayeler anlatan küçük gruplardan oluşuyordu.
Bunun ayırdına vardıktan sonra bir şey daha fark etti. Bir katilin çimleri izleye izleye yürürken yanlışlıkla yüzü gülenlerden biriyle karşılaştığını gördü. Katilin eli ayağına dolaştı, hemen geri dönmek istedi, kekeledi, özür dilemeye çalıştı. Diğeri onu omuzlarından tuttu, elini onun çenesine götürdü ve başını göğe kaldırdı. Yüzünde koca bir gülümseme vardı, katil ise ağlıyor, hala farklı farklı özürler mırıldanıyordu. Sarıldı ona ve küçük mutlu gruplarına davet etti.
Bu eylem zincirleme bir reaksiyona dönüştü, kısa sürede küçük gruplar büyük bir topluluk oluşturdu. Katiller hala diğerlerinin yüzüne doğrudan bakamıyordu ancak eskisi kadar da soyutlanmış değillerdi. Omzunda bir el hissetti. Yüzü tanıdık gelen ama kim olduğunu bir türlü çıkaramadığı genç bir kızdı bu. Kız onun elinden tuttu, diğerlerinin yanına götürdü. Topluluk onu tam ortalarına oturttu. Kendisine çevrilen her bir gözü merakla inceledi. Hepsi sevinçle bakıyor, onun ağzından çıkacak söz için sabırsızlanıyorlardı. Yüzlerindeki tebessüm onu da gülümsetti.
Evet, ölmüştü. Ama burası kötülerin cezalandırıldığı, iyilerin ödüllendirildiği bir yer değildi. Yaşamında okuduğu bir adamın sözü geldi aklına; cehennem diğerleridir. Haklıydı adam, ancak yine de bir ekleme yapmak istedi buna.
Cennet de diğerleridir.
Sonra çevresinin yavaş yavaş bulanıklaştığını hatırladı. Göğsüne oturan ağırlığı, soluk borusundaki yumruyu. Son duyduğu şey babasının boğuk çığlığıydı. Artık aklına dank etti öldüğü. Karanlığın içinde omuzları düşmüş bir halde çaresizlik içinde durdu bir süre. Hiç de ölüymüş gibi hissetmiyordu halbuki. Karanlığın içinden gelen çocuk sesleri onu düşüncelerden kurtardı. Bir topun yerde sekişini duydu, kısacık bacaklarına rağmen bütün gücüyle yerlere basarak koşan bir çocuk gördü. Yanında belirdi top, kırmızı-mavi renkli sert bir top. Çocuk da geldi sonra, eğilerek aldı topu. Kalktı, onun yüzüne baktı. Gülerek koştu gitti.
Yağmur sesleri duydu. Kaldırımlardaki çukurlarda biriken suda ‘şıp, şıp’ zıplayan bir çocuk gördü. Deminkiyle aynı çocuk fakat biraz daha büyümüş. Bir kadın sesi duydu ‘oğlum ayakların ıslanacak, yapmasana’. Çocuk dinlemiyor, zıplıyordu inadına. Kadının sesi ise çok tanıdıktı. Ama arkası dönüktü, göremiyordu yüzünü.
Bir sıcaklık kapladı içini. Parkın birinde buldu kendini. Karanlık yok olmuştu. Park sıcaktı, insanın içini ısıtıyordu. Yüzünde bir tebessüm belirmişti, farkında değildi. Sol omzundan sağ omzuna bir kol uzandı, başka bir kol da belini sardı. Önce soluna, sonra sağına baktı. Gözlerinden sicim gibi ince yaşlar süzülürken ‘baba, anne’ demeye çalıştı, diyemedi. Onlar gülüyordu, annesi gözünden öptü, babası başını okşadı.
Sonra yok oldu her şey, yine karanlık sardı etrafını. İlk seferkinden daha kötü hissediyordu şimdi. Gerçekten bitmişti her şey. Oturdu yere, dizlerinin arasına soktu kafasını. Ağladı. Ölümü cesaretle karşıladığı an çok geride kalmıştı artık. Özlem başlamıştı, imkansız başlamıştı. Her ne kadar sevdiklerini görmek istese de onların bu karanlığa düşmelerini istemiyordu. Böylece daha çok ağladı.
Tüyleri diken diken oldu bir anda. Oturduğu sert zemin farklı hissettirmeye başladı. Kafasını kaldırıp gözlerini açtı yavaşça. Yaşlarını sildi ancak çok fazla ışık vardı. Gözlerinin alışması zaman aldı. Önce hiç geçmeyecekmiş gibi duran, acı veren bir bulanıklık gördü. Son gördüğü huzurlu bulanık gibi değildi. Korku sardı içini. Sonra gözleri alıştı yavaş yavaş, güneşti karşısındaki. Altındaki zemin ise yemyeşil çimler.
Aynı parktaydı ancak bu sefer çevresinde hiç tanımadığı, sayılarını da tam olarak kestiremediği insanlar vardı. Her yaştan, her renkten. Büyük çoğunluğu küçük küçük gruplar oluşturmuştu, belli ki birbirlerini tanıyorlardı. Haberlerden hatırladığı polis şiddetinden ölen gençleri, savaşlarla yıkılmakta olan topraklarından daha iyi bir yaşama kaçmaya çalışırken ölen küçük çocukları gördü. Masum bir çıkarım yaptı, Cennet’te miyim ben, diye sordu kendi kendine. Fazla sürmedi, vazgeçti düşüncesinden. Çünkü insanlığa büyük zararları dokunmuş, milyonlarca insanı katletmiş katiller de oradaydı. Lakin onlar diğerlerinden farklıydı. Buradaki insanların ikiye ayrıldığını fark etti. Bir kısmı başlarını yere eğmiş, kendileri gibi yerdeki çimleri izleyen diğerleriyle grup oluşturmuş, birbirleriyle hiç konuşmuyorlar, diğerlerine ise hiç bakmıyorlardı. Öteki kısım ise yüzleri sürekli gülen, birbirleriyle oyunlar oynayan, birbirlerine hikayeler anlatan küçük gruplardan oluşuyordu.
Bunun ayırdına vardıktan sonra bir şey daha fark etti. Bir katilin çimleri izleye izleye yürürken yanlışlıkla yüzü gülenlerden biriyle karşılaştığını gördü. Katilin eli ayağına dolaştı, hemen geri dönmek istedi, kekeledi, özür dilemeye çalıştı. Diğeri onu omuzlarından tuttu, elini onun çenesine götürdü ve başını göğe kaldırdı. Yüzünde koca bir gülümseme vardı, katil ise ağlıyor, hala farklı farklı özürler mırıldanıyordu. Sarıldı ona ve küçük mutlu gruplarına davet etti.
Bu eylem zincirleme bir reaksiyona dönüştü, kısa sürede küçük gruplar büyük bir topluluk oluşturdu. Katiller hala diğerlerinin yüzüne doğrudan bakamıyordu ancak eskisi kadar da soyutlanmış değillerdi. Omzunda bir el hissetti. Yüzü tanıdık gelen ama kim olduğunu bir türlü çıkaramadığı genç bir kızdı bu. Kız onun elinden tuttu, diğerlerinin yanına götürdü. Topluluk onu tam ortalarına oturttu. Kendisine çevrilen her bir gözü merakla inceledi. Hepsi sevinçle bakıyor, onun ağzından çıkacak söz için sabırsızlanıyorlardı. Yüzlerindeki tebessüm onu da gülümsetti.
Evet, ölmüştü. Ama burası kötülerin cezalandırıldığı, iyilerin ödüllendirildiği bir yer değildi. Yaşamında okuduğu bir adamın sözü geldi aklına; cehennem diğerleridir. Haklıydı adam, ancak yine de bir ekleme yapmak istedi buna.
Cennet de diğerleridir.
Comments
Post a Comment