BİR REHBER HİKAYESİ: HEYECAN ARTMIŞ, UFUKTA AKSİYON DOLU SAHNELER GÖRÜNÜRKEN GELEN FILLER BÖLÜM

Evren çok tuhaf bir yerdir, tuhaf ve acımasız. Tuhaflık sınırını misliyle aşacak derecede eğlenceye bağımlıdır. Kimi zaman evrenin tüm hareketini, eğlenen trilyonlarca canlının sağladığı enerjiyle devam ettirdiğini düşünürsünüz. Bir o kadar da acımasızdır. Eğlence fırsatını gördüğü an, o fırsatı kullanmak için elinden gelen her şeyi yapar; sadece kulağa eğlenceli geldiği için bir yıldızı söndürebilir, milyonlarca insanın savaşmasına neden olabilir, çok daha fazlasının gezegenlerinden, sırf gezegenleri evrenin en büyük kriket sahası olsun diye, sürülmesini sağlayabilir. Bundan çok daha kötüsü, sadece ve sadece çok eğlenceli bir fikir olabileceği ihtimali olduğu için Artofedon gezegenine yapılmıştır. Bütün bir gezegen, evrenin en büyük barına dönüştürülmüş ve bütün zaman dilimlerinde evrenin dört bir tarafından gelen ziyaretçilere hizmet edilmesi için yerli halk, bütün teknolojik gelişimlerinden alıkonularak barmenlik için eğitilmiştir.

Bütün bunlara sebep olan kişi, elbette Zaphod Beeblebrox’du. İki kafasının hangisinin sağda, hangisinin solda olduğunu dahi ayırt edemeyecek kadar sarhoşken Artofedon gezegenine ‘‘küçük ve acil’’ bir mola için inmiş ve işini görürken aklına çok şahane o fikir gelmiştir: ‘‘Neden, bu gelişmemiş canlıları kendi gelişim yollarından alıkoyup koskoca bir bara tıkmayalım?’’ Sonra bu fikri arkadaşlarına açmıştır: ‘‘Hey çocuklar, şu taşları birbirine çarpan yaratıkları toplayın, aklıma süper eğlenceli bir fikir geldi.’’

‘‘Evrenin en tehlikeli cümlesi,’’ der Rehber, ‘‘aklıma süper eğlenceli bir fikir geldi cümlesidir.’’ Bu cümleyi duyacak kadar şanssızsanız yapmanız gereken tek şey, bir zaman makinesine binerek bu cümleyi duymanızdan hemen önceki zamana gitmeniz ve bu cümleyi kuracak olan kişiyi öldürmenizdir. Hem de birkaç kez. Hem de iyice öldüğüne emin oluncaya kadar.

Ancak ne yazık ki o gece, Artofedon gezegeninde kimsenin zaman makinesine binecek hali yoktu.

Bar tezgahının arkasında elindeki karıştırıcıyı sallayarak, kolunda yuvarlayarak, havaya atıp döndürüp tekrar yakalayarak ve etrafındakileri usulca izleyerek vakit geçiriyordu. Dört anteninin her biri farklı bir yöne bakıyor, iki gözünün biri sağı diğeri de solu inceliyordu. Gezegende büyük bir parti vardı; gerçi bu ilk defa olmuyordu, bu gezegen parti gezegeniydi. Evrende canı sıkılan bütün canlılar buraya gelir, çılgın bir hafta sonu geçirip evlerine dönerlerdi. Dünyalıların Las Vegas’ı gibi bir yerdi anlayacağınız. Teknolojileri fazla gelişmemiş, tarağı daha yeni keşfetmişlerdi. Ancak icadın çıkmasından kısa bir süre sonra gezegendeki canlılarda biyolojik bir mutasyon görüldü ve vücutlarındaki bütün kıllar döküldü. Bu olay tarak paradoksuna yol açtı ve bunu çözmeye çalışan bilim adamları sadece çikolatayı bulabildi.

Bu gezegendeki canlıların, evrenin geri kalanı tarafından pek sevildiğini söyleyemeyiz. İşin aslı şu ki; bu gezegendeki insanlar sadece parti yapmayı biliyorlar, komik değiller, zeki değiller, hoş sohbet hiç değiller… Evrenin geri kalanına kendilerini sevmeleri için pek sebep vermiyorlar yani… Partileri de diğer canlıları eğlendirmeye bayıldıkları için düzenlediklerini söyleyemeyiz. Bu partilerin hepsi düzmece; bütün barmenler, müşterilerini sarhoş edip bilgi toplama peşindeler.

“Saçmalık bu, size inanmıyorum beyefendi.”

Ağa takılan yeni balık bizim Ford Prefect’ti.

“Seni dört antenli şapşal. Biliyorum, diyorum sana. Beş kitaplık maceram var bu konuda… Gerçi doğru siz daha yazıyı bulmadınız.”
“Kabalaşmayalım lütfen.”
“Peki peki, pardon. Ama sana anlatmaya çalışıyorum, nihai sorunun cevabını biliyorum.”
“Sabahtan beri bunu söylüyorsunuz efendim, ama, ne olduğunu söylemiyorsunuz.”

Ford işaret parmağını dudaklarına götürdü.

“Şşşş… Çok gizli.” Kısık sesle konuşuyordu. “Ama sana ipucu vereyim… Her şey o lanet farelerin başının altından çıkmış.”
“Fareler mi?”
“O lanet fareler dostum… Kuyruğu olan hiçbir canlıya güvenmemek gerek.”

Tam o sırada Ford’un yanında oturan birisi hışımla ayağa kalktı, içkisini Ford’a fırlattı ve “Pis ırkçı.” diyerek uzaklaştı. Ford’un tek gördüğü ona tepki gösteren kişinin kuyruğuydu.

“Hüf… İncitmek istememiştim aslında…”
“Bence içkiyi fazla kaçırdınız beyefendi, bugünlük bu kadar yeterli gibi görünüyor.”
“Bana çocuk muamelesi yapma anten kafa. İnanmıyorsun değil mi bana?”
“Gerçekten sarhoş olduğunuza inanıyorum.”
“Ben? Ben ve sarhoş olmak? Benim beyin suyum alkoldür, ben sarhoş olmam.”
“Buradan öyle görünmüyor. Ya iddianızı şüphe götürmez cümlelerle doğrulayın, ya da içki şişesini bırakın.”
“Hepsi farelerin suçu… Ve galaksinin haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşesinde, gözlerden uzak bir güneşin yörüngesinde dönen, tamamıyla önemsiz, küçük ve salak bir gezegenin…”
‘‘Siz bu gezegene nasıl gittiniz efendim? Bir uzay, uzay, ee, … uzay şeyiyle mi?’’
‘‘Gemisi, uzay gemisi. Aslında hayır, bir uzay gemisi ile gitmedim. Benimki yalnızca bir kazaydı. Ama çıkışım bir uzay gemisiyle oldu, eğer merak ediyorsan.’’
‘‘Bir uzay gemisi demek, vay canına. Bir uzay gemisine bindiniz demek. Gerçekten çok şanslı olmalısınız. Uzayda gezen bir gemi sizi aldı ve, ve, uzayda gezmeye devam etti. Büyüleyici, değil mi?’’

Ford, o sırada ilgisini tamamen kaybetmişti. Çünkü yanındaki sandalye son derece alımlı bir canlı oturmuştu. İşaret parmağını barmene götürerek ‘‘Şşşş, Scotty! Gizli ajanlık faaliyetine sonra devam edersin, belki o zaman ileri teknolojimizin son ürünü olan tırnak makası hakkında ağzımdan bilgi kaçırabilirim.’’ dedi. Barmenin gözleri parladı, tırnak makasının ne olduğuna dair en ufak bir fikri bile yoktu. Ancak ileri teknoloji olması ve bir şekilde uzay gemileriyle alakalı olma ihtimali onu iyiden iyiye heyecanlandırmıştı. Ellerini hızlıca birbirine sürterek Ford’a döndü:
‘‘Bir içki daha, efendim?’’
Ford gülümsedi, kanındaki alkolün etkisiyle artan özgüveni bedenini sağa doğru, yanındaki son derece alımlı canlıya doğru çevirmişti.
‘‘Her zamankinden bir tane daha, bu güzelliğe de bir Pan Galaktik Gargara Bombası yap.’’
“Senin Ortnhuai’de olman gerekirdi, bu gezegen senin gibi bir güzele yakışmıyor.”

Antenlerinden ikisi utançtan kızararak, yüzünü Ford’a döndü. “Bazen Ortnhuai de sıkıcı olabiliyor. Hem arada sırada evrenin şapşal canlılarını da görmek gerek.”
“Aman aman… Umarım o şanslı şapşal benimdir.”
“Değişir…”
“Neye göre değişir?”
“Başarılarına göre.”
“Tatlım karşında evrenin en çılgın canlısı duruyor. Bildiklerimin %1’ini anlatsam bana sırılsıklam aşık olurdun.”
“Çok iddialısın.”
“Hayat, evren ve her şeyle ilgili nihai sorunun cevabını biliyorsan iddialı olman gerekir.”
“Yalan söylüyorsun.”
“Kalbimi kırıyorsun. Sence bende güzel bir canlıyı kandırmak için yalan söyleyecek bir tip var mı?”
“Gerçekten cevap vermemi istiyor musun?”
“Hayır. O yüzden sana her şeyi anlatacağım ve sen de bana sırılsıklam aşık olacaksın, bunun için şimdiden özür diliyorum.”
Üç parmaklı elini dudaklarına götürerek kıkırdadı. “Peki şapşal, seni dinliyorum.”
“Lanet olası fareler bir gezegen yapmış. Nihai soruyu bilen bir makine. Bu gezegenin adı Dünya, çoğunlukla zararsız bir yer. Yani, bir zamanlar öyleydi. Vogonlar tarafından yeni bir galaktik yol için yok edilmeden önce gayet sıradan bir yerdi. Sana bir şey daha söyleyeyim de çekiciliğim artsın.”
“Neymiş o?”
“Dünya, yeni bir galaktik yol için yok edildiğinde üzerindeki bütün yaşam yok oldu. Biri hariç, Arthur Dent. Kendisi arkadaşım olur.”
“Bu Arthur’u benim gözümde daha çekici kıldı…”
“Salağın tekidir o, boşver.”
“Eee şu büyük sorunun cevabı neymiş?”
“42.”
“Bu kadar mı? Ne anlama geliyor bu?”
‘‘Bunu henüz bilmiyoruz. Ama üzerinde çalışıyoruz.’’
‘‘İyi, o zaman bulunca beni ararsın.’’

Bunu dedikten sonra kalkmak için hazırlanan kadın karşısında ne yapacağını bilemeyen Ford, üst üste içmiş olduğu altıncı Pan Galaktik Gargara Bombası’nın etkisiyle oturduğu sandalyenin üzerine çıktı ve herkesin kendisine yönelen tuhaf bakışlarına aldırmadan, karşısındaki kadını etkilemek için konuşmaya başladı:
‘‘Hey millet, aklıma süper eğlenceli bir fikir geldi. Ben Ford Prefect. Hayat, evren ve geri kalan her şey hakkındaki nihai sorunun cevabını bir hafta içerisinde bulacağıma buradaki herkesle bahse giriyorum.’’

Bedava bir eğlence ihtimalini hiç kaçırmayacak olan kalabalık, şimdi Ford’a tüm dikkatini vermişti. İçlerinden biri, eğlencenin dozunu artırmaya karar verdi.
‘‘Hadi oradan, bunu gerçekten yapamayacağını biliyoruz. Bunun nesi eğlenceli ki?’’
Ford, Scotty’e elektronik başparmağını çalıştırmayı anlatmaya çabalarken bir anda gelen meydan okuma karşısında hınç ile tekrar sandalyeye çıktı. İyiden iyiye sallanıyordu, kafası kıyaktı.
‘‘Seni mankafa, sorunun cevabını bilen kişi benim en yakın arkadaşım Arthur Dent. Kendisi, şu an soruyu bulmak üzere. Bu nedenle, bahsi artırıyorum: Bir hafta içerisinde soruyu bulamazsam beni ve Arthur Dent’i Altın Kalp’le birlikte ele geçirebilirsiniz. Önce gelen kuzenim Zaphod ile de tanışabilir.’’
Kalabalık, coşkuyla kendinden geçti. Ford, yanındaki alımlı canlının etkilendiğini biliyordu. Bunu sarhoş da olsa anlayabiliyordu. Ancak sarhoş olmayan çok ufak bir yanı, yaptığının son derece yanlış olduğunu ve bunu bir hafta sonra fark edeceğini kendisine söylüyordu. Ford, bir Pan Galaktik Gargara Bombası daha yuvarladı. Duyduğu rahatsızlık verici ses, boğazını yakan içkiyle birlikte boğulurken yanındaki alımlı canlı, koluna girmiş ve kulağına, burada ifade edemeyeceğimiz müstehcen şeyler fısıldıyordu.

Comments

Popular Posts