BARAJIN ÖTE YANI
Lelo! Lelo!”
Sesi bütün tepelerde, dağlarda ve uzak köylerde yankılandı. Bir süre sonra genç kız, kavurucu sıcağın altında barajın öbür tarafına doğru tekrar bağırdı.
“Lelo! Lelo!”
Bir anlamı yoktu bu sözcüklerin. Sadece basit bir nida. Ama genç kız için çok daha büyük, çok daha derin anlamlar barındırıyordu. Sözcüğün derinine indikçe ‘lelo’ dallanıp budaklanıyordu. İçinde aşk da vardı, kader de, kavuşamamak da, beklemek de, ümit de…
“Lelo! Lelo!”
Her gün üç kez bağırırdı böyle. Sonra kulağını barajın öbür tarafındaki köylere, tepelere diker cevap beklerdi. Her gün olduğu gibi yine somurtarak döndü köyüne. Çakıllı yolu yavaş yavaş yürürken gözü hep barajın öbür tarafındaydı. Ayağı çimenli toprağa değdiği an barajla arasına köyünün evleri girerdi. Artık hepsi boş olan evler. Lelo kelimesiydi onu bekleten, yıllarca… Evinin hemen önündeki bostana girdi önce, salatalıklarını ve biberlerini kontrol etti. Sonra ahıra gitti, hayvanların yemini verdi. En sonunda döndü balkonuna. Solunda, bostanın arkasında kalan ve ince ince buz gibi suyun aktığı çeşmeye göz dikti ama bir üşengeçliktir engelledi onu, gidemedi. Taştan balkonuna oturdu arılara, sineklere aldırmadan.
Önünde iki dut ağacı, onların arkasında alabildiğine geniş bir araziye yayılmış samanlar, sonrası bütün bir tepe boyunca yeşillik. Hava sıcak, hava felaket sıcak… Buranın sıcağı insanı kavurur, soğuğu insanın canını acıtır. Doğa merhametsizdir. Oturduğu balkonun sağında bir ev, onun ilerisinde bir ev daha vardı. İki evin arasında kalan daracık kısımdan baraj görünüyordu, gözü yine oralara daldı gitti. Ne tenine konan arıları duyumsadı, ne kanını emen sivrisinekleri, ne de insanın beynini zonklatan sıcağı.
“Anamgiller beni beşikteyken kertmiş.” diye başladı konuşmaya. “Bu yörelerde herkesin başına gelen. Fikrim sorulmadı demem hiç. Zaten hangi konuda kimin fikri soruluyor ki? Ömer idi ismi. Çocukluğumuz birlikte geçti. Anamın halasının kızının oğluydu. Çok güleçti Ömer, bir fıkralar anlatırdı ki gülmekten kendimize gelemezdik, gözlerimizi yaşartırdı. Seni de ona gülerken gördüm Çiç, hiç yalan söyleme.”
Çiç en yaşlı inekti. Kahverengi, beyaz tüyleri, anlamlı anlamlı bakan gözleriyle hiç rahatını bozmadan yavaş yavaş yanaşmıştı barajın öbür tarafını izleyen kıza.
“Kaderdir belki de her şey, aşık oldum birden. Ömer de Ömer, ha Ömer ha Ömer… Anam ‘kız sen azdın mı’ diyerek az sopa çekmedi bana. ‘Edebinle otur, erkek kısmısı bir şey demeyene kadar kıza susup oturmak düşer’ diye diye döğdü. Ağzım kapandı, bu sefer de gözlerim açıldı. Ömer’e bir bakışım vardır, o kavruk teni kıpkırmızı olur. Boş yolları bir izleyişim vardır, birden Ömer çıkar gelir. Sonra anam ‘kız kısmısı başını yerden kaldırmaz’ diyerek yine sopa çeker bana. Sen de Çinah’ın yolunu böyle gözler miydin Çiç? Sen de Çinah’ı hiç farkında olmadan, sırf başkaları buzağı istedi diye sizi çiftleştirenlere rağmen sevdin mi?”
“Hem nasıl sevdim. Sen benim boş boş sesler çıkardığımı zannederken ben geceden Çinah’ı diledim.”
“Kaderdir belki de her şey; beşiğim, kertmem, nefretim, aşkım, Ömerim… Ben böyle Leyla olmuş dolaşır, anamdan sık sık dayak yerken köyde bir haber aldı başını… Barac geliyor dediler, buraları boşaltın, daha yukarılara taşının dediler. Suymuş barac, elektrik alacakmışız onun sayesinde. Nereye kadar çıkmamız gerektiğini onlar söyledi, böylece düştük Ömerimle baracın iki ayrı ucuna. Vedalaşmadan önce tutamadım kendimi öptüm yanağından, Ömer kaçtı gitti, kavruk teni kıpkırmızı. Beni bir gülme aldı ki sorma… Hatice görmüş bizi sonra, anama haber etmiş hemen. O gün yediğim dayağın anısı bile canımı yakar. Kaltak Hatice. O gün bugün oldu haber alamadım bir daha Ömer’den. Anam göçtü, köydeki herkes terk etti gitti şehre. Bir ben kaldım burada, bir de lelo’larım. Sen nasıl Garip’i kaybettiğin gün onun ismini haykırdıysan kırk gece kırk gündüz, ben de lelo diye haykırıyorum kırk gece kırk gündüz kırk gece kırk gündüz kırk gece…” Ağzı durdu, içi sayıklamaya devam etti. Ağzı kımıldadı sonra “Nah şu ileride iki dağ vardır. Biri dümdüz, ötekisi taşlık ve sarp kayalıklıdır. Sılbus ve Tari. Kavuşamayan iki aşığın hikayesidir hikayeleri. Tari sırt üstü uzanmış bir kadına benzer, yüzü ve göğüsleri bellidir. Sılbus’un tepesinde yaz aylarında bile kar vardır.” dedi kendinden geçmiş bir halde. “Kaderdir belki de her birisi” diye mırıldandı en son.
Garip’in ismi kulaklarında çınlayınca Çiç’in gözlerinde bir keder belirdi, ince bir yaş ıslattı kirpiklerini. Genç kız balkonda ayağa kalktı hiddetle, nefesini ciğerlerine doldurdu, bağırdı bütün gücüyle ‘lelo! lelo!’ diye. Çiç de katıldı ona, hem Garip hem Çinah, hem de Ömer için.
Comments
Post a Comment