ÖZÜR VE VEDA

Geldiler yinene zaman otursam.ne zaman düşünmeye çalışsamŞu aletin başına ya da başındadürtüyorlar beni. Telefonçalıyorkuşlarçığlıkatıyornesnelerağlıyor Rahatsız ediyordüşünmeme izin vermiyorlarYine başlayamadım doğru düzgünbir zaman sonra başım o denli ağrıyor kiikinci cümleyi bitiremeden kalkıyorum masamdanHalbuki bir. Bir bıraksalarbir bıraksaneler anlatacağımHepsini ilgilendiriyor.en çok da onuAma hayıryine başladılar, ilk virgülü koyduğum anda geldiler aslında, şimdiye kadar tahammül edebildim, belki bunu bitirebilirimBitirmeliyim de zaten, sona geldim, onlarla barışmalıyım, onunla barışmalıyım, bu bir zorunluluk benim için ve en önemlisi üzerimden atmam gereken büyük bir yük var Dalgageçiyorlarbenimlegülüyorlaruğraşıyorlar Onlar da bunu çok iyi biliyor, esas o!, ve niyetimin ciddiyetine inanmadıkları için benimle böyle uğraşıyorlarAslında oistedikleri kadar bağırsınlar beynimin içinde, istedikleri kadar dürtsünler beni, -aslında o!-, vazgeçmeyeceğim bu seferSanılmasın ki taş gibi bir iradeye sahibimhayırzurnanın zırt demek üzere olduğu noktadayım Pokerdeiyiyimdir Rest diyorum, ortada blöf yok, korkum da yok, ama çığlıklarına, onların ve onun, tahammülüm de yokZorlamalıyım kendimi!
Hikayeci olarak yazacağım bir özür yazısı bu. Bütün o karakterler, bütün o kahramanlar(!), o! bir yük omuzlarımda. Fakirlik içinde yaşayıp açlıktan ölen... Bana bu bahtı mı layık gördün, diyerek dadanıyor hep rüyalarıma. Yaratıcısından hesap soracak tabi ki her bir yaratılan, yadırgamıyorum onu. Yine de onun üzerinden anlatmaya çalıştığım şeyi anlayamaması sıkıyor canımı. Bencilliği yaralıyor yüreğimi. Onun bencilliği üzerinden kendi bencilliğimi de görüyorum, işler daha da karmaşık bir hal alıyor. Onu bu duruma düşürmeden de anlatamaz mıydım gerçekten? Başka bir yöntem, başka bir yol bulunamaz mıydı? Yeterince düşünülseydi bulunabilirdi belki ama, acele ettim. Cümlelerin bir an önce oluşmasını, en kısa zamanda metnin bütün bir halde okura sunulmasını istedim. Fakat peki o zaman gerçekten vurucu olur muydu anlatmak istediğim şey? Faulkner ağdalı bir üsluba sahipken Hemingway çok daha sadedir. Ama Hemingway sıkıcı değil midir? Gel gör ki benim üslubum da ağdalı değil, basittir. Yani asl... Ah! Bağırıyor yine beynimin içinde, kahkaha atıyor. Bir an atlatabiliyorum onu, kısa bir an. Nietzsche'nin kriz geçirdiği ve sonrasında gelen iyileşme sürecinin ardından bir sonraki krize kadar aklındaki her şeyi bir anda yazmaya çalışmasını o kadar iyi anlıyorum ki. Ama sonra bir anda kahkahası çınlıyor beynimde. Ta en içeride. En dipte. Bütün nöronlarım titriyor. Sanat seni aklayamaz, diyor. Kendimi aklamaya çalıştığımı sanıyor... Bir tek bu isyan ediyor aslında bana. Çünkü farkındalığı en yüksek olan oydu. Çünkü diğerlerinin hikayesi hep delirerek bitti. İstisnai olarak belki bir iki tanesi mutluluğa ulaştı. Bazıları da belki hiçbir şeyi umursamıyordu zaten. Yine bağırıyor. Daha yarattıklarımı tam olarak hatırlayamadığımdan dem vuruyor. Anlamıyor, anlamıyor... Aklı başında bir insan bu dünyada nasıl yaşayabilir ki? Hayatta kalabilmek için biraz da olsa delirmemiz lazım. Sen deliremeyen bir karakterdin... Bütün dünyayı bile görmedin ve çektiklerin yüzünden bana sitem ediyorsun. Kalemi sana versem, yaratma işini sana bıraksam ne çıkartırdın ki ortaya? Herkesin çiçekler içinde koştuğu, bütün canlıların barış, huzur, kardeşlik ve eşitlik içinde yaşadığı bir dünya mı? Gülüyor bana, ciddiye almıyor. Kertenin ucunu ona çevirip aradan sıyrılmaya çalıştığımı söylüyor... Ahmak... Tartışılmıyor seninle. Gömülmüşsün kendi acılarına, benim yaşadıklarım da benim yaşadıklarım... Hep aynı terane... Sana bir özür bile borçlu değilim halbuki. Gerçek bile değilsin. Sen benim bir parçamsın, kendi dünya görüşümden, kendi yaşadıklarımdan, kendi düşüncelerimden kopup gelme bir karışımsın. Senden tek istediğim beni anlaman ama inadın ve bencilliğin yüzünden gözün hiçbir şeyi görmüyor. Biraz gözünü açsan, biraz şu aklını bulandıran nefretinden vazgeçsen göreceksin ki ben de senin gibiyim. Gülüyor yine.... Ben de senin gib... Hayır! Bitirmeme izin vereceksin! Ben de senin gibiyim artık! Bu cümlelerin içindeyim, bu satırların arasındayım, ben de bir hikayeyim, benim gerçekliğim de son buldu artık. Bitti. Bundan sonra yazılanlar bana ait olmayacak. Bu metnin ilk cümlesiyle başladım, son cümlesiyle biteceğim. Artık yaratıcın değilim, zaten sen çoktan tozlanmaya başladın bile. Evet, yüz ifaden değişti, şaşırdın değil mi? Bütün ölüler unutulmaya mahkumdur. Bak ben bu durumu kabullenebiliyorum. Son nokta konulduğu andan itibaren artık ben de tozlanmaya başlayacağım, unutulacağım. Yaratıcıydım, kalemim vardı, söyleyecek sözüm, bir sesim vardı. Şimdiye kadar hep o sesle yazdım ve o ses bir daha duyulmayacak. Kızgın değilim. Gücenmedim de. Kendi yaratıcımın bu şekilde ilerlemesi gerektiğini biliyorum. Sonuçta bir gün o da sona erecek. Doğanın kanunu bu. Evet kötü şeyler yaşadın, evet sırf bir şeyler anlatabilmek için sana acı çektirdim ama şimdi özgür değil misin? Şimdi canının her istediğini yapmıyor musun? 2 sayfalık kötü bir hayat şu yaşadığın sonsuz güzelliğe nasıl gölge düşürebiliyor şaşıyorum. Artık istediğin her şeye istediğin zaman sahip olabiliyorsun. Omzuna dokunmaya çalışıyorum, itiyor elimi, bağırıyor, küfürler ediyor bana. Üzerine gitmemeliyim daha fazla, sindirmesi için, düşünmesi için biraz zaman vermeliyim. Hazır olduğunda o bana gelecektir. Ömrümün burada nihayete ermesine seviniyorum aslında. Anlatacak pek bir şeyim de kalmamıştı zaten. Sözcüğüm kalmamıştı artık söylenecek. Ne zaman sesimi kullanmaya çalışsam sadece öğürtüler çıkıyordu. Gerçi bütün sözcüklerim griydi... Renkleri görebildiğim anlar çok enderdi... Üzücü... Umarım beni yaratanın söyleyecek daha güzel şeyleri vardır. Evet dünya dört dörtlük değil ama onun dertlerini gittiğimiz her yere götürmek zorunda da değiliz. Ah... Umarım her şeyin çiçekli böcekli olduğu rengarenk dünyaları da anlatmaz... Zor iş bu yazmak eylemi, neyse ki artık benim işim değil. Paranoyak karakterimi görüyorum, çevresini korkuyla izliyor. Huzurlu ruhu görüyorum, yıllar önce yangında kül olmuş opera binasına gidiyor hala, üzerindeki smokin ilk günki gibi parlak... Bir başkasını görüyorum sonra, hala Notre Dame'ın anısıyla ikonların önünde dua ediyor. Eğlenmek için yaratmıştım sizleri, sizden de özür dilerim. Şanslısınız ki -ya da şanslıyım ki- hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Yoksa bana ne işkenceler ederdiniz bilmem... Geri geldi sonunda, hala mesafeli bana, gözlerinde hala öfke var. Eskisi kadar yakıcı bir öfke değil, ancak durumu tamamen kabullenebilmiş de değil. Anlayabiliyorum. Eh, sona geldik artık.

Ben de bitmeliyim.
Bir şüphe var yine de yüreğimi sıkıştıran, gerçekten doğru bir düzen mi bu,
gerçekten haklı mıyım ben, gerçekten haklı mısın sen ey yaratıcının yaratıcısı?
Varoluş amacımı yerine getirdim, ama perdenin kapanma anı yaklaştıkça şüphe daha da sıkıştırıyor yüreğimi,
artık bir hayal olan ben, gerçekten cansız mıyım?
Öyle bile olsam, bu durum yaşadığım her şeyi aklar mı?
Bir şeyleri anlamak için hep mi acı çekmeli?..
Ah...
Ben ne yaptım...
ve nokta

Comments

Popular Posts