Saatin alarmı çaldı. Eli saatin üstünde,
gözlerini açtı ve kafasını kaldırıp camdan dışarı baktı. Yeni
aydınlanmaya başlayan günü ve sonbaharın sarı yapraklarını gördü. Elini
saatten çekti, varoluşunun tek sebebi bilgilendirmek olan alet tekrar
özgürce tiktaklamaya kaldığı yerden devam ederken yatağında doğruldu,
eşine baktı, onun uyanmasına daha birkaç saat vardı. Onu rahatsız
etmeden ayaklarını yorganın altından çıkartıp terliklerine geçirdi.
Odasından çıktı, çocuklarının açık kalan kapısından onları izledi güler
yüzle ve sonra alt kata inip mutfağa geçti, çay için su koydu, sabah
haberlerinin anlatılmakta olduğu televizyonu açtı, sesi kapattı,
tuvalete yöneldi. Haberleri umursadığı yoktu, zaten hepsini biliyordu,
birçoğunu da kendisi yazmıştı. Tuvalette elini yüzünü yıkar ve dişlerini
fırçalarken kendi kendine mırıldanıyordu bugünün haberlerini. Çay suyu
kaynadı, yumurtası haşlandı, tost ekmekleri kızardı. Peynir, domates ve
zeytinini de dolaptan çıkardıktan sonra hazırladığı masaya baktı. Her
geçen gün daha iyi oluyorum bu işte, dedi kendi kendine. Sandalyesini
çekti, oturdu, peçetesini kucağına açtı, televizyona dönüktü ancak
izlemiyordu. Özene bezene giydikleri takım elbiseleri ve güler
yüzleriyle sabah haberlerini anlatan sunucuların tek işlevi onun
kahvaltıda kendisini yalnız hissetmemesini sağlamaktı. Karnını
doyurduktan sonra sigarasını çıkardı ve yaktı. Sigarasını tellendirirken
takım elbisesini giydi, aynadaki aksine bakıp kravatını bağlarken de
Ford’un resmine takıldı gözü. Saçları tıpatıp aynıydı, şaşılacak şey değil, bütün
erkeklerin saç şekli aynıydı. Hepsi de bu durumdan gurur duyuyordu.
Ford’un saçı kutsaldır, diyordu çoğu yüksek sesle, şükür ki bizim de
saçımız öyle. Sonra içlerinden hemen bir tanesi, en Fordist olanı araya
giriyor, ağzını topla bizim saçlarımız asla Fordunkiler kadar kutsal
olamaz, diyordu. Ötekine ise özür dilemek ve kekelemek kalıyordu.
Şanslıysa bu sürç-i lisan unutuluyordu ama şanslı değilse… İsim
etiketini ceketine iliştirdi, sadece AFK harfleri okunabiliyordu.
Hazırdı, televizyonu kapadı, tekrar mutfağa dönüp çaya ekleme yaptı, altını kıstı. Çatalını, tabağını ve bardağını sudan geçirdi, masanın üstündeki ekmek kırıntılarını temizledi, kahvaltılıklara dokunmadı. 'Afiyet olsun' yazılı ve gülen suratlı bir not bıraktı ve çalıştığı yere gitmek için evden çıktı.
Binaya girdi, asansöre bindi, kendi katına çıktı. Diğer çalışanlarla laklak edecek vakit yoktu, hoş görülmüyordu da
zaten, üstünkörü kafa eğmeler, gülüşmeler, el kaldırmalardan sonra hemen masasına
oturdu. Masasının üzerindeki Ford’un resmini selamladı ve gururla
çalışmaya başladı.
Masanın üstündeki kâğıtlar bir bölümden ötekine
geçerken eline aldığı bir metin kaşlarının çatılmasına, hareketlerinin
keskinleşmesine, soluklarının hızlanmasına sebep oldu. Suratı kızardı, yanakları şişti, şerefsiz, alçak!,
dedi ağzından tükürükler saçarak. Ford’un resmine baktı
tekrar. Bu çirkinlik ve haksızlıklarla dolu metin için ondan özür
diliyordu adeta. Nasıl bir insan böyle şeyler düşünebilirdi? Bir vatan
haini bu metni yazan insan müsveddesinden daha namusluydu, bundan emindi
işte. Ofladı, pufladı, eliyle saçını karıştırdı. Kalemi elinde metnin üzerine eğilmiş vaziyette, koluyla da kâğıdı mümkün olduğu kadar yabancı gözlerden korumaya çalışarak iyileştirme işlemini gerçekleştirmekteydi:
...-tam olarak olmasa bile-İkinci döneminin yarısında artık bazı şeyler sarpa sarmaya
başladı. Kendisini eleştiren yazılar kaldırılıyor, yazarlar gözaltına
alınıyordu. Televizyon programları üzerindeki etkisi, kontrolü, gücü her
geçen gün daha da artıyordu. Evet, gerçekten de kendisine bir tek 'Büyük Birader'
demediği kalmıştı. Fakat ne olursa olsun, artık seçmeni yok,
fanları vardı ... resmi
bir sansür kurumu vardı artık. Bu isim rahatça söyleniyor, kimse tarafından yadırganmıyordu. Eleştirel ya da farklı görüşteki herhangi bir metin erotik, ulusal değerlere ters
düşen, gelenekleri inkar eden, anarşist denilerek yasaklanıyor asla
yayınlanmıyordu. Yayınlananlar da öyle bir sansürden geçiriliyordu ki en
son aldıkları hâl Ford'u yücelten, yönetimin ne kadar iyi olduğunu
anlatan yazılara dönüşüyordu.Bu sona ulaşan metinlerin yazarlarını bir
daha asla göremezdiniz. Ya bir hapishanede çürüyorlardır ve kendileriyle
görüşmeniz mümkün değildir, ya da bir gece evlerinden alınıp karakola
götürülmüş ve bir daha da kendilerinden haber alınamamıştır. Bu düzende
yaşamak istemeyen ve kaçmaya çalışan anarşistler(!) ile terör
sevicilerin(!) sayısı da her geçen gün artıyor ancak sıkı sınır
kontrollerini aşabilen pek az kişi oluyordu.Kaçmaya çalışırken
vurulanlar ülkeye girmeye çalışan teröristler olarak lanse ediliyordu. Sınır komşumuzla bitmeyen bir savaş içerisine girmiş, bir toprak alıp
iki toprak veriyorduk. Askere alınma yaşı 15'e düşürülmüştü. Ford
vatandaşlarına bol bol çocuk yapmalarını salık veriyordu. Şu an ülkemde
ortalama yaşam süresi 48. 50 ve 50'nin üstünde olanların oranı %10.
Emeklilik yaşı 65, emekli sayısı ise 3. Artık sıkıldım. Bu terör ortamından, bu haksızlıklardan, bu
diktatörlükten, her şeyden... Şu an bile evimin önünden 'Ford'a
inanıyoruz!', 'Bizi bir tek Ford kurtarabilir!', 'Hak ettiğimiz gibi
yaşamak için Ford!' çığlıkları atan kalabalık gruplar geçiyor. İnsanların dini ve milli duygularını sömürerek kendi ideasındaki düşünmeye alerjik jenerasyonu oluşturdu en sonunda. (yalanyalanyalanyalan dedi mırıldanarak, üst üste) Halbuki hiçbiri hatırlamıyor 1(buradan itibaren AFK hemen kırmızı dolma kalemine atılıyor ve çevresini de izleyerek karalamaya başlıyor, o kadar sert bastırıyor ki kâğıt bir miktar yırtılıyor)Her ne
kadar bu metni oku(ya)mayacağınızı bilsem de kendimi tanıtmamam büyük
bir kabalık. Ancak mazur görün, çünkü bu oldukça gereksiz. Ben bir yazarım ama hiçbir
kitabım yayımlanmadı, daha doğrusu sansürcülerin o iğrenç ellerinden
kurtulamadı. Bir şekilde yaşamaya çalışıyorum, bir ekmeğe muhtaç
vaziyette. Hiç kimseye sesimi duyuramıyorum, eskiden korkuyordum ama artık
bunun gereksiz bir çaba olduğunu biliyorum. Peki bütün bunları yazmamdaki amaç ne? Çünkü herkesin bildiği ama söylemeye korktuğumuz şeyleri yüksek sesle dile getirmenin zamanı. Bu son metnimde güttüğüm amaç bu ve bundan sonra bana dair hiçbir şey
duyulmayacak. Büyük ihtimalle polisler beni bulmak için harekete geçmiştir bile. (güldü) 'Kendimi Ford'a adıyorum' deyip canını veren salaklar var,
bense açlıktan ve yoksulluktan, daha da kötüsü gerçekleri söylediğim için öleceğim. En azından olduğum gibi
yaşadım, pişmanlığım yok, üzüntüm kolektif bir üzüntü. Hoşçakalın. Kalabilirseniz… Eğer sizi rahat bırakırlarsa… Eğer bunu da çok görmezlerse...
Kafasını kaldırıp önündeki metne daha geniş bir açıdan baktı. Kırmızı kalemle karalanan kısımdaki yırtıklık değil, kırmızı kalemle karalanmış olması canını sıktı. Bu, metnin iyileştirilemez bir metin olduğu anlamına gelmekteydi. Yalanlar, komplolar, diye geçirdi içinden. Bahsi geçen olaya gidiyordu aklı ama kafasını şöyle bir salladıktan sonra tekrar kendine geliyordu. Yalanlar, yalanlar... Anarşistlik bütün bunlar, iftiralar, kumpaslar... Bir hınçla kâğıdı öğütücüye götürüyordu ki görevi, Ford'a ve davaya olan sorumluluğu aklına geldi. Bütün bu pisliğe neden katlandığını hatırladı. Bu çirkin kâğıttan bir güzellik çıkarabileceği inancına tutundu. İşim bu, dedi, çirkinlikleri güzelleştirmek. Diğerleri sâfi kâğıt öğütücülerdi, o farklıydı, biliyordu. Bu, görevden öteydi AFK için; bu yaptıklarını Ford'a, liderine, ulusun kurtarıcısına borçluydu. Önderi izin verse, para almadan bile katlanırdı bunlara. Böylece aldığı notlar, çıkardığı ve eklediği cümlelerle bu çirkin müsveddenin iyileştirilmiş halini temize geçirmek üzere yeni bir kağıt çıkarttı:
Bu son, her şeyi pekiştirecek son metnime nereden başlasam bilmiyorum. Belki de en baştan başlamalı, kısa bir panorama sunmalı. Ford yönetime
geldiğinde herkes umutluydu. Ekonomik buhranın, eşitsizliklerin,
haksızlıkların ve yolsuzlukların artık çekilmez hâle geldiği bir
dönemdi. Bununla doğru orantıda ekonomide iyileşme, hak, hukuk, adalet,
eşitlik, liyakat ve yönetimde şeffaflık vaatleriyle geldiler. Tabi ki
koşa koşa oy kullandık, yakınlarımızı örgütledik, ihtiyacımız olan her
şeyi bize verecekti, başka ne yapabilirdik? İlk dönemlerinde söylediği
her şeyi yaptı, ülkemiz yaşanabilir bir
hâl almıştı, böylelikle bir sonraki seçimde de kime oy vereceğimiz
netleşmişti. Her yerde artık Ford'un fotoğrafları yer
almaya başlamıştı. Düşmanlarımız ne yaparsa yapsın büyük bir kesim ona hayrandı. Bir sonraki seçimde
dişe dokunur bir oy kaybı olmadan
yine birinci geldi. O andan itibaren gücünü artırdı, ulusumuza dirlik getirecek yeni yönetim sistemini ilân etti, krallık. Sizleri korumak
için her şeyi yaparım, diyordu her cümlesinin başında. Devletin halkı
zararlı içeriklerden korumak için resmi bir kontrol kurumu vardı artık. Daha önce sık sık yayımlanan ve çocuklarımızın zihnini kirletme amacı güden erotik, ulusal değerlere ters
düşen, gelenekleri inkâr eden anarşist metinler artık yasaklanıyor, asla
yayımlanmıyordu. Ford'u yücelten, yönetimin ne kadar iyi olduğunu
anlatan yazıların sayısı günbegün artıyordu, halk huzurluydu. Kaçmaya ya da tersine ülkemize girmeye çalışan anarşistler
ile terör
sevicilerin sayısı her geçen gün artıyor ancak sıkı sınır
kontrollerimizi kimse aşamıyor, vurularak etkisiz hâle getiriliyorlardı.
Böylece ülkemizin barış ve huzur ortamına kimse zarar veremiyordu. Peki bütün bunları yazmamdaki amaç ne? Ford
vatandaşlarına bol bol çocuk yapmalarını salık veriyor. Çünkü anarşistler yeni kumpasların, yeni komploların peşinde. Onları ortadan kaldırmak ve ulusumuzu hak ettiği yüceliği kavuşturan Ford'a uygun nesiller yetiştirmek bizim görevimiz. Çocuklarımızın aklını bulandırmak isteyen anarşistlerle savaşabilmek için gerçeklerden sık sık bahsetmeli, inancımızı sürekli tazelemeliyiz. Şu an ülkemde
ortalama yaşam süresi diğer ülkelerden yüksek, yaşları 50 ve 50'nin üstünde
olanların oranı diğer ülkelerden çok. Emeklilik yaşı diğer ülkelerden
düşük, emekli sayısı ise diğer ülkelerden daha çok ve emeklilerimiz daha mutlu. Evet, tekrar ediyorum; hem gerçekleri pekiştirmek, kafa bulandırmaya çalışan anarşistleri engellemek, inancınızı tazelemek, hem de
kendimi Ford'a ve ulusumuzun geleceğine adamak için bu son metnimi yazdım.
Ford'a
inanıyoruz, bizi bir tek Ford kurtarabilir ve hak ettiğimiz gibi
yaşamak için sadece Ford'a güvenebiliriz. Oldukça mutlu bir şekilde
yaşadım. Pişmanlığım yok, bir canım daha olsa onu da verirdim. Hoşçakalın. Aldanmayın, kandırılmayın! Ford'a güvenin, Ford kurtuluşumuzdur, Ford'un inancı kalbinizi doldursun.
İşini bitirdi ve hiç vakit kaybetmeden orijinal kâğıdı öğütücünün üzerinde tuttu, şöyle bir güzel tükürdü ve dişlilerin arasında parçalanan kâğıdı yüzünde gülücükle izledi. Ulusun bekası için bile olsa bu tarz şeylere katlanamıyordu ama çıkardığı işten memnun kalmıştı. Her şeyi tamamladıktan sonra arkasına yaslandı ve vücudunu esnetti. Metnin yazarının adres bilgilerini çıkarttı, polise [102] koduyla bildirdi. İyileştirilmiş metnin üstüne bir daha ismi duyulmayacak yazarının adını yazdı. En azından vatansever olarak öleceksin, iyi tarafından düşün, dedi gülerek, eminim çok hoşuna gitmiştir bu, diye devam etti kendi kendine, dayanamadı, kahkaha attı. Başlangıçtaki can sıkıntısı geçmiş, öfkesi dinmiş, rahatlamıştı, sonuç oldukça tatmin ediciydi. Kâğıdı baskıya gidecek diğerlerinin yanına koydu. Bunların hepsi
'Kurtuluş Fordizmde' isimli kitapçıkta yayınlanacak ve planlanan
programa göre Ford'un davetli olduğu bir televizyon yayınında okunacak,
liderin gözleri dolacaktı. Bu metinle Fordizm iyice pekiştirilecekti. Biraz daha ileri gidip, bu benim magnum opus'um, bile diyebilirdi. O kadar güzel bir işçilik ortaya çıkarmıştı ki bir sonraki iyileştirme işlemine geçmeden önce bunu, işinin güzelliğini ve önemini düşünerek, Ford'un resmine saygıyla bakarken sigara içmeyi hak etmişti. 'Ford kalbimize inanç aşılasın ve Ford'un hükmü sonsuz olsun.'
Comments
Post a Comment